10 Ara 2012

8- Aysel



Gazetelerin 3. sayfasında benzerlerini sıkça okuduğumuz bir haber vardı.

"Aysel ekmek almaya diye çıktı, geri dönmedi".

Yazının hemen altında da gözü yaşlı aile bireyleri, ellerinde geri dönmeyenin bir fotoğrafıyla, üzgün ama biraz da kırgın gözlerle bakıyorlardı.

"Niye gittiğini anlamadık".

Bir çok insan şöyle bir bakmıştır fotoğraftaki Aysel'e, sonra hemen yan sayfadaki medyatik haberlere gözü kaymış, unutup gitmiştir o dönmeyeni de, alınmayan ekmeği de.

Bu mudur yani Aysel'in öyküsü, bu kadar kısa mıdır? Sormazlar mı hiç kadına:

"Aysel niye gittin sen?"

Bak arkandan ağlıyorlar, karıcığım, kızım, gelinim diyorlar. Hiç mi vicdan yok sende, hiç mi sorumluluk yok? Ne vardı gül gibi aileni bırakıp gittin, rahat mı battı?

Ne güzel yarı aç yarı tok yaşayıp gidiyordun, hem ne zararı vardı az yemenin; kilona dikkat ediyordun. Sen yemezsen zaten çocuklarına yediriyordun, var mı bundan ötesi bir duygu? Kutsal annelik! Gerçi onlar da az yiyordu çünkü kocanın rakısına, sigarasına zam gelmişti, boğazdan kıstığın iyi oldu. Oysa bak her gece mis gibi anason kokusuyla sofranız şenlenmişti.

Giydiğin üzerinde, giymediğin ise kısaltıp yamadıktan sonra ya çocuğunun, ya da kardeşinin üzerindeydi. Şimdi onları bu kış kıyamette apaçıkta bıraktın. Ne giyecek bunlar demeyip giderken, hiç mi mevsimi hesaba katmadın?

İki torba kömür için adını yazdırmıştın da, daha haber çıkmamıştı ya, giderken ev soğuk olur yakacak da yok, nasıl ısınacaklar diye niye düşünmedin?

Dünyayı gezdin; ne saraylar, ne restaurantlar, ne malikaneler gördün. Yetmedi mi bu tatlı hayat sana, bırakıp gittin? Hepsi de en kolayından bir tuşa dokununca TV'den geliveriyorlardı ayağına. Zahmet etmeden, yorulmadan, beş kuruş harcamadan gece gündüz böyle kim gezmiş ki? Neler neler öğrendin sen o gezdiğin yerlerden, okuyanların hepsi adam mı olmuş sanki! En faydalı bilgi kaynağı TV değil mi?

Karışanın görüşenin de yoktu. Zaten biri sana karışsa; karşısında kocanı, kayınbiraderini, kayınvalideni, kayınbabanı ve ailede senden yaşça büyük kim varsa onu bulurdu. Aile bu demek değil mi Aysel? Sana bir şey olmasın diye herkes seferber olmuştu. Gittiğin her yerde yanında illaki aileden biri olmasaydı başına neler gelirdi maazallah!

Hele o aslan kocan, resmen üstüne titrerdi. Rakı şişesinin dibini gördü müydü, eğer evdeyse, soluğu doğru senin yanında alır, sonra da üstüne çıkar bir güzel titrerdi. Başka kadınlarla böyle titremiyordu bak bilesin. Onlar farklıydı ama senin yerin ayrıydı Aysel! Sen; "zorla olmaz, istemiyorum" dediğinde, aslan kocan "öyle yada böyle, ben illede karımı isterim" der ve senin için zorla güzellik bile oldururdu.

Komşunun süslü karısına özenip canın yeni elbise, makyaj çektiğinde, kocan gözüne kuru erik morundan göz boyası, yanaklarına da elma kırmızısından allıklar yapardı; hemde kendi elleriyle. Adam sırf sen güzel görünesin diye herşeyin en kalıcısını uygulardı yüzüne. Sosyete kadınları güzellik için para saçarken, sen doğal botokslu olurdun.

Ah Aysel ah! Kocan ne de severdi seni. Sen boşanmak isteyince burnunu sokaktaki toz toprağa sürttüre sürttüre seni eve sürüklerken "Ya benimsin ya da karatoprağın" diye hem söyleyip hem göstererek ne de güzel ifade etmişti hislerini sana. Ama sen anlamadın bunları.

Sen hiç kadir kıymet bilmedin Aysel! Bilseydin kendi annen baban bile, ilk kez kaçıp yanlarına sığındığında seni geri göndermezlerdi. "Bizim kocadan dönen kızımız yok!" demezlerdi. İşte böyle de nankör evlattın sen.

Ekmek alacağım diye çıktın bir daha da geri dönmedin. Bu güzel hayatı, bu yuvayı, seni sevenleri ardında gözü yaşlı koydun da nerelere gittin? Bari o aldığın ekmeği eve bıraksaydın, tam da yemek saatiydi.

Kimse anlamadı niye gittiğini Aysel. Ucunda ölüm yoktu ya?

Hiç yorum yok: