Biliyorsun;
Yaraların iyileşmesi zaman alıyor ve mutlaka her görüldüğünde hafızayı tazeleyip acıyı hatırlatan bir izi kalıyor.
Zamanın en başında yüreğimde açılan yarayı kapatabilmek için, parçalayıp birer birer yamadığım sevdaları şimdi düşünüyorum da; ne kadar uğraşsam da yüreğimin kimyasıyla uyuşmayan sevdalar zaten örtemeyeceklerdi o üfüren boşluğu.
Tutunamadılar bir türlü, pencerenin kırık camına yapıştırılmış gazete kağıdı gibiydi her biri; ilk rüzgarda savrulup gittiler.
Sen hiç kendini korumak için yüreğini sakladın mı? Kırılıp tuz buz olmasından korktuğun için kalbini pamuklara sardın mı? Fırtınalardan aşarken demirleyeceğin sakin bir liman aradın mı?
Ben hepsini yaptım canım, yaptım.
Fırtınadan kurtulana sakin liman ne de cazipti. Suyun hiç bulanık olmadığı, hafif yakamozlarla parıldayan, dingin ve huzurlu, ferah bir nefes gibiydi. Güneş her sabah aynı tepenin ardından doğup, her akşam aynı kumsalda batardı. Ne bir metre ötede ne de beride. Güneşin bile yeri belliyken, hiç değişmiyorken o rutin ve alışmışlık duygusunu güvenle karıştırmamak mümkün değildi ki.
Bir tekne suya açılmıyorsa, dalgaları yalayıp ilerlemiyorsa, yelkenlerine yepyeni rüzgarlar doldurmuyorsa; o teknenin bağlandığı iskeleden ne farkı kalır? Çok uzaklardan iyot ve tuz kokulu, rüzgar esintili, oltadaki balık gibi kıpır kıpır hikayelerle gelen gemilerin düdüğünü dinleyerek, uzaktan el sallayarak geçer mi bütün bir mevsim?
Ama şimdi diyorumki sana "hayatta yanılmak da varmış". Çok büyük yanılgılardan dönmek de bir o kadar zormuş.
Mumun öyküsü geliyor hep aklıma.
Fitil yandıkça ateş mumu tüketirmiş ama yine de mum vazgeçemezmiş yanmaktan, yanarken ışık saçmaktan. Yok olmayı bile kabullenecek kadar sevdalıymış ateşe.
Ben bir mum kadar cesur olamadım, bile bile sevdaya yanmadım.
Bunu bilmiyordun değil mi?
Safiye'nin Fotoğrafı: 1982 yılında, anılarımda şimdi sadece adı ve fotosu kalan bir kısa öyküden: Future Vedette
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder